Para Teorisi ve Politikası Üzerine Düşünceler
Sosyal Medyada Paylaş
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on email
E-Posta
Para Teorisi ve Politikası Üzerine Düşünceler
Para Teorisi ve Politikası Üzerine Düşünceler

Para Teorisinin Özü

Son derecede karmaşık denklemlerle ifade edilen para teorisinin özü aslında basit bir eşitliğe dayanır. Irving Fisher tarafından formüle edilmiş bu basit eşitlik şöyle ifade edilir:

MV = PQ[i] Bu eşitlikte M: Para arzını yani bir tarihte piyasada bulunan para miktarını (para stokunu) gösterir. Burada para ile kastettiğimiz yalnızca nakit para (banknot ve madeni para) değil aynı zamanda mevduatlardır. Buna geniş para arzı diyoruz ve M2 adı altında şöyle tanımlıyoruz:

M2 = Dolaşımdaki Para + Vadesiz TL ve YP Mevduat + Vadeli TL ve YP Mevduat

Bu denklemde yer alan dolaşımdaki para da şu şekilde hesaplanıyor:

Dolaşımdaki Para = (Dolaşıma Çıkan Banknot + Dolaşıma Çıkan Madeni Para) – (Banka Kasalarındaki Banknot + Banka Kasalarındaki Madeni Para)

MV = PQ eşitliğindeki diğer harflerin anlamlarını da açıklayalım:

V: Paranın dolaşım hızı yani her bir para biriminin belirli bir dönem (örneğin bir yıl) içindeki el değiştirme sayısı

P: Fiyatlar genel düzeyi (GSYH zımni deflatörüne denk gelen endeks sayısı)[ii]

Q: Belirli bir dönemde (mesela bir yıl içinde) ekonomide üretilen bütün nihai mal ve hizmetlerin miktarı.  

Cari fiyatlarla GSYH’yi; belirli bir dönemde (üç ay ya da bir yıl) bir ülke içinde üretilen nihai mal ve hizmetlerin piyasa fiyatı cinsinden toplam değeri diye tanımlıyoruz[iii]. Buna göre eşitliğin sağ tarafı yani PQ, GSYH’ye eşit demektir. Bunu şöyle gösterebiliriz:

GSYH = PQ = (Pa x Qa) + (Pb x Qb) + (Pc x Qc) +…+ (Pn x Qn)

Yani her bir nihai mal ya da hizmetin üretim miktarı ile piyasa fiyatını çarpıyor ve sonucu toplamaya ekliyoruz. Böylece ekonomideki bütün nihai mal ve hizmetlerin piyasa fiyatlarıyla üretim miktarlarını çarpıp toplayarak GSYH’ye ulaşıyoruz.

Şimdi bu eşitlikteki harflerin yerlerine Türkiye’nin 2020 sonundaki verilerini koyalım (sayılar milyar TL olarak okunmalı):

Dolaşıma çıkan banknot + madeni para = 192

Banka kasalarındaki banknot ve madeni para = 17

Dolaşımdaki Para = (192 – 17) = 175

Vadesiz Mevduat (TL + YP) = 1.044

Vadeli Mevduat (TL + YP) = 2.106

M2 = 175 + 1.044 + 2.106 = 3.325

V = ?

P = 0,148 (2020 yılı GSYH zımni deflatörü)

Q = 4.398

Bu değerleri eşitlikte yerine koyalım:

MV = PQ

3.325 x V = 1,148 x 4.398

Buradan V’yi bulalım[iv]:

V = 5.048 / 3.325 = 1,5182

MV = PQ

3.325 x 1,5182 = 1,148 x 4.398

MV = PQ eşitliğindeki en kritik değişken M’dir. Çünkü M, yukarıda M2’nin tanımında gösterdiğimiz gibi yalnızca dolaşımdaki paradan ibaret değildir. Eğer öyle olsaydı Türkiye’de 2020 sonunda M2 para arzı 175 milyar TL olurdu. Oysa o tarihte M2; 3.325 milyon TL’dir. Yani piyasaya sürülen paranın 16 kat fazlası. Bunun içinde bankaların yarattığı kaydi paraların[v] mevduata dönüşmüş olanlarının kur arttıkça yükselen TL karşılıkları, yurt dışından sağlanan krediler, Merkez Bankasından alınan ısa vadeli borçlar da var.   

Türkiye gibi dual (ikili) para rejiminde olan ülkeler için M2’nin kritikliği daha da ön plana çıkar. Çünkü yukarıda verdiğimiz M2 tanımına dikkat ettiğimizde M’yi yalnızca bizim piyasaya sürdüğümüz ve bankaların yarattığı kaydi paralar belirlemiyor, işin içine yabancı para olarak gelip mevduata dönüşen paralarla TL mevduattan yabancı para mevduata dönüşen paralar da giriyor.

Para Politikasının Özü

Günümüzde TCMB’nin de aralarında yer aldığı birçok merkez bankası, para politikasını enflasyon hedeflemesi üzerine kuruyor. Bu politikada merkez bankası, ya tek başına ya da (bizde olduğu gibi) hükümetle birlikte bir enflasyon hedefi belirliyor ve para politikası araçlarını (faiz oranı, zorunlu karşılıklar, açık piyasa işlemleriyle likidite yönetimi, makro ihtiyati önlemler, açık sözlülük politikası) bu hedefe ulaşmak için kullanıyor. Yılsonunda gerçekleşen enflasyon oranıyla hedeflenen enflasyon oranı arasındaki fark uygulanan para politikasının başarısını ya da başarısızlığını gösteriyor. 

Yukarıdaki eşitliği bir kez daha hatırlayalım:

MV = PQ

Parasal iktisatçılara göre; enflasyon her yerde ve her zaman parasal bir olgudur (Milton Friedman.) Bunun anlamı şudur: Eğer enflasyonu denetim altında tutmak istiyorsak o zaman M’yi artırmamamız gerekir. Çünkü yukarıdaki eşitlik gereği M’yi artırırsak eşitliğin sağlanması için ya V’nin düşmesi, ya P’nin yani fiyatların yükselmesi ya da Q’nun yani fiziksel üretimin artması gerekir. V, yani paranın dolaşım hızı, yılların getirdiği alışkanlıklar, gelenekler sonucu belirli bir düzeye oturmuş olduğu için çabuk değişen bir değişken değildir. O nedenle onu sabit kabul edebiliriz. Bu durumda geriye P ve Q kalır. Q, yani fiziksel üretim miktarı da öyle kolay kolay artan bir şey değildir. Her şeyden önce iç ve/veya dış talep artışı olması, bunu karşılayacak yatırımların yapılması ya da kapasite kullanımının artırılması gerekir. Ki bu zaman alıcı bir iştir. O halde M’de ortaya çıkan artış kısa vadede P’yi yani fiyatlar genel düzeyini yükseltir ve enflasyona yol açar. Bu yaklaşım çerçevesinde biçimlenen para politikası uygulaması eskiden para arzı yani M (ya da yukarıda gösterdiğimiz gibi M2) üzerine kurulurdu. Bu uygulamada merkez bankaları P’nin artmaması için M’yi, Q’daki artışla yani reel büyüme oranıyla (mal ve hizmetlerdeki fiziksel artış oranıyla) sınırlı tutmaya çalışırlardı. Günümüzde uygulanan enflasyon hedeflemesi de aslında eski uygulamanın revize edilmiş halinden başka bir şey değildir. Bu uygulamada merkez bankası P için bir artış hedefi öngörmekte ve M’yi bu hedefe uyumlu tutmaya çaba göstermektedir.

Para Politikasının Açmazları

Bankaların para yaratmasının günümüzdeki boyutlarına erişmediği geçmişin dünyasında para politikası uygulaması kolaydı. Merkez bankaları bastıkları parayı, ellerindeki para politikası araçlarıyla denetleyebiliyorlardı. Piyasada dolaşımda bulunan nakit paranın (banknot + madeni para) 200 milyar TL olduğunu, vadesiz ve vadeli mevduat toplamının da 200 milyar TL olduğunu varsayalım. Bu durumda merkez bankası para politikası araçlarını kullandığında piyasadaki para üzerinde ciddi bir etki yaratabilecek demektir. Buna karşılık vadesiz ve vadeli mevduat toplamı 2.000 milyar TL ise o zaman para politikasının etkisi çok düşük kalacaktır. Para politikasının ithal girdilere bağımlı ve dolarizasyona açık ekonomilerde etkinliği oldukça düşüktür. Çünkü bu ekonomilerde enflasyonun temel belirleyicisi paranın dış değer kaybı (kurdaki yükseliş) olmaktadır.

Özellikle küresel kriz sonrasında parası rezerv para durumunda olan gelişmiş ekonomilerin (ABD, Euro Bölgesi, Japonya, İngiltere) parasal genişlemeye gitmesi yabancı kaynak ihtiyacı çeken ve dolarizasyon etkisinde bulunan Türkiye gibi ekonomilerde para politikasını iyice açmaza sokmuştur. Bu ülkeler dünya geneline göre daha yüksek faiz önerdikleri ve paralarının değer kaybı yabancı yatırımcıya daha çok para kazandırdığı için bu tür rezerv paraların kazanç sağlamak için sıcak para[vi] olarak geldiği ekonomiler haline dönüşmüştür. Sıcak para geldiğinde kurlar üzerinde düşürücü etki yaparken geri gittiğinde de kurlar üzerinde yükseltici etki yaratmaktadır.

Parası rezerv para konumunda olan ekonomilerde parasal genişlemenin enflasyon yaratmamasının nedeni de küreselleşmedir. Küreselleşme öncesinde sermaye hareketleri böylesine serbest değilken yani rezerv paralar dünyada bu kadar rahat tur atamazken merkez bankaları sonuçta enflasyona yol açacağı için para arzıyla oynayarak ekonomiyi canlandırmaktan korkarlardı. Oysa küreselleşme sonrasında sermaye hareketleri serbest kalınca bu ülkelerin bastığı paralar, başka ülkelerin de alış verişlerinde kullandıkları rezerv para konumunda olduğu için, sınırları aşarak bütün dünyaya yayıldılar ve içeride enflasyona yol açmadılar. Ne var ki bu paralar günün birinde gelişmiş ülkeler parasal sıkılaştırmaya geçip de faizleri artırmaya yönelince geri dönecek. Bu geri dönüş iyi planlanamazsa gelişmiş ülkeler için ciddi sıkıntılara yol açabilir. Bu işi en net şekilde görüp önlem almaya çalışan kurum ABD Merkez Bankası Fed’dir. Eğer 2018 sonlarında başlayan bozulma olmasaydı Fed, piyasaya sürdüğü paraları belirli bir plan çerçevesinde geri çekmeye başlamıştı. Bozulma ortaya çıkınca bu eylemden vaz geçerek yeniden parasal gevşemeye geri döndü. Fed’den bugünlerde yine yavaş yavaş parasal sıkılaştırmayı yaşama geçireceğine ilişkin sinyaller geliyor.   

Özetle söylemek gerekirse küreselleşmenin geldiği bu aşamada parası rezerv para konumunda olan gelişmiş ekonomilerin uygulayacağı para politikası, sermaye hareketlerinin serbestliği sonucu, yurt dışına çıkışlar nedeniyle beklenen etkinlikte olmuyor. Gelişme yolundaki ekonomiler açısından konuya baktığımızda onlarda da dışarıdan gelen bu yabancı paraların çokluğu ve dolarizasyon etkisiyle uygulanan para politikası yeterli etkinliğe ulaşamıyor. Bu durumda ekonomiye yön vermek ve etkin bir ekonomi politikası uygulayabilmek açısından yapılması gereken şey para politikasının yanında mutlaka etkili bir maliye politikası[vii] uygulamasına gidilmesidir. Para ve maliye politikalarının birbirini destekleyici biçimde bir arada uygulanması her zaman önemliydi ama bugün bu mesele her zamankinden daha önemli görünüyor. 

Kaynakça

[i] Fisher’in yazdığı özgün eşitlik MV = PT şeklindedir ve bu eşitlikteki T: Satılan mal miktarını gösterir. 

[ii] GSYH Zımni Deflatörü için şu yazıma bakılabilir:

https://www.mahfiegilmez.com/2013/11/manset-enflasyon.html

[iii] Burada nihai mal veya hizmet ifadesiyle neyi kastettiğimizi anlatabilmek için ekmeği örnek olarak alalım. GSYH hesabında ekmeği hesaba katıyorsak ekmeğin üretimine girmiş olan buğdayı, unu, suyu, mayayı ve üretimde kullanılan emeği, elektriği, fırının giderlerini, kirasını ayrıca hesaba katmamamız gerekir. Çünkü bunları da hesaba katarsak çift sayım yapmış, GSYH’yi olduğundan büyük hesaplamış oluruz. 

[iv] V’nin bu şekilde denklem içinden hesaplanıp sonra yeniden denkleme yerleştirilmesi bir çeşit totoloji olarak kabul edilir (Bir şeyi kendi kaplamıyla tanımlamak.) Bu tür tanımlar yeni bir bilgi vermez. V’yi denklem içinden değil de dışarıdan hesaplamak mümkün olursa o zaman bu denklem anlam kazanır (Bununla birlikte bu denklemi sembolik olarak anlatımımızı kolaylaştırmak amacıyla kullandığımız gözden kaçırılmamalıdır.) 

[v] Kaydi para yaratma mekanizması için şu yazıma bakılabilir:

https://www.mahfiegilmez.com/2019/11/piyasada-ne-kadar-nakit-para-var.html

[vi] Sıcak paranın nasıl kazandığı konusunu merak edenler şu yazıma bakabilir:

https://www.mahfiegilmez.com/2021/01/scak-para-kazanyor-biz-kaybediyoruz.html

[vii] Maliye politikasının kapsamı için şu yazıma bakılabilir:

https://www.mahfiegilmez.com/2018/05/ekonomi-politikas-zor-durumda.html